Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
$6.00 Welcome Survey After Free Registration!
Google

TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ

Türk – Yunan ilişkileri geçmişte olduğu gibi bugünde Türk kamuoyunu en fazla ilgilendiren dış politika konularının başında gelmektedir.
Sorunlarla yüklü ilişkilere sahip iki ülke arasında, rekabet , gerginlik, çatışma kendini kural olarak göstermiş; dostluk, iyi komşuluk, işbirliği ise istisna olarak gerçekleşmiştir.
Her zaman tek taraflı olarak yaratılıp 1830’lardan bugünlere kadar gelen sorunlar; iki ülkenin tarih ve coğrafyasından beslenmekle beraber, bunların ötesinde Yunanistan’ın doymak bilmeyen bağnaz tarihi emellerinden ve ideolojisinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca Yunanistan’ın her defasında yeni bir şeyler isteyip, bir öncekini oldu bittilerle kabul ettirmeye yönelik siyaseti, sorunların sayı olarak artarak büyümesine de diğer bir nedendir.
Cumhuriyet dönemi Türk – Yunan ilişkilerinin temeli, Lozan Antlaşması sonucu oluşturulan statükoya dayanmaktadır. O tarihlerden günümüze, Yunanistan mevcut statükonun kendi lehine değişmesi için pek çok girişimlerde bulunurken, Türkiye ise uluslar arası kural ve antlaşmalara bağlı kalarak Lozan dengesini, yani statükoyu savunmaktadır.

Türkiye-Rusya İlişkileri ve Bölgenin Geleceği

_0219_m Türkiye-Rusya ilişkilerinin iktisadi ve siyasi olarak geliştirilmesi sadece iki ülkenin çıkarları bakımından değil aynı zamanda,
— Arap ülkeleri ve İran gibi bölge ülkelerinin çıkarları ve
— Küresel dengeler bakımından da büyük önem taşımaktadır.
Bu sonucun doğmasına yol açan nedenlerin başında ise ABD ve Avrupa Birliği´nin soğuk savaş sonrasında Ortadoğu ve Asya´ya yönelik yeni politikalarının getirdiği küresel sakıncalar gelmektedir.
Bu yeni politikalar başta Arap ülkeleri, İran, Türkiye ve Rusya olmak üzere bölge ülkelerine karşı, Batı kapitalizminin Egemenliğini öngören politikalardır.
ABD ve Avrupa Birliği´nin soğuk Savaş sonrasında Yugoslavya, Balkanlar, Kafkasya, Filistin, Kuveyt Krizi, Afganistan ve Irak´ın işgali konularında izledikleri politikalar bölge ülkelerinin aleyhine başlatılan sürecin ilk safhasını oluşturdu. Bu sürecin engellenmesinde Türkiye-Rusya işbirliğinin geliştirilmesi çok önemlidir.
2002 yılının Ocak ayında Ecevit hükümeti tarafından ilk adımı atılan bu işbirliğinin engellenmesi için Ecevit hükümeti düşürülmüştür. Batı´ya bağımlılığı baştan kabul eden yönetimler desteklenmiştir. Son olarak da Putin ´in gelişinin aralayabileceği bazı işbirliği kanallarından korkularak Çeçen teröristler kullanılmıştır.
Batı emperyalizmi Araplara, Türkiye´ye ve İran´a karşı Kürtleri, Rusya´ya karşı Çeçenleri, Çin´e karşı da Uygurları bir maşa gibi kullanarak iç istikrarsızlık yaratarak kapitalizmin bölgedeki egemenliğini sağlamak istiyor.
ABD ve AB´nin en korktuğu şey ise bölge ülkeleri arasında iktisadi ve siyasi işbirliğinin gelişmesidir. Bu olasılığı engellemek için etnik ve dini ayrımcılık ve terörizm ABD ve AB´nin büyük devletleri tarafından etkin bir biçimde kullanılıyor.

TÜRKİYE İÇİN ANLAMI

Ancak 1990´dan sonra ABD ve AB´nin dünya üzerinde mutlak iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel egemenlik kurma planları bölgesel işbirliğine karşı etnik ve dini ayrımcılığın terör düzeyine çıkarılarak kullanımı yaygınlaşmıştır. Yugoslavya´nın parçalanması, Endonezya´nın bölünmesi, Irak´ın bölünmesi sonrasında Suriye, İran, Türkiye ve diğer bölge ülkelerine yönelik operasyonların altyapısının hazırlanmaya başlaması, Türkiye-Rusya ilişkilerinin geliştirilmesini daha da vazgeçilmez hale getirdi.
Türkiye ve Rusya´nın aralarında işbirliği yapmalarında esas önemli olan şey her iki ülkenin de ´´Batı´nın karşısına aldığı bölge ülkeleri´´ olmalarıdır. Türkiye için konunun önceliği daha da büyüktür. Çünkü Rusya halen Çin, Hindistan, İran gibi Asya ülkeleri ile stratejik işbirliği yaparak Batı ile ilişkilerini normalleştirmiş ve dengelemiştir.
Ayrıca nükleer güce sahip büyük ölçekli bir ülkedir. Bütün bunlara, ´´Almanya ile taktik sebeplere dayanmış olsa bile´´ Amerika´ya karşı yürüttüğü işbirliği de eklenmelidir. Bu dengede eksik olan halka, Türkiye´dir.
Öte yandan Türkiye soğuk savaş sonrasında ABD ve AB´nin önde gelen hedefi haline sokuldu. Kuzey Irak´ta oluşturulan Amerikan-İngiliz güdümündeki yönetim, Güneydoğu Anadolu ile bütünleştirilmek istenmektedir. Türkiye´nin iç dengelerinde Batı´nın yarattığı kaygan zemin, Türkiye-Batı ilişkilerini tek yanlı ve dengesiz bir yapıya doğru hızla sürükledi.
Bu dengesizlik ancak Türkiye-Rusya iktisadi, siyasi ve askeri ilişkilerinin geliştirilmesi ile giderilebilir. Türkiye´yi hedef alan Batı çevrelerinin Türkiye´deki uzantıları, ´´7 Mart 2002´de MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç´ ýn savunduğu denge politikalarına, bu nedenle karşı çıkmışlardır´´. Türkiye ve Rusya genelkurmay başkanlarının 14 Ocak 2002´de imzaladıkları çerçeve anlaşması, ´´Türkiye için denge politikalarının kapısını aralayan bir projeydi´´ . Bunun ardından 7 Mart 2002´de gelen ´´denge arayışına yönelik destekler´´ , emperyal güçleri harekete geçirdi ve Ecevit hükümeti düşürüldü.
Ayno sabotaj Eylül 2004 içinde de yapıldı ve Putin´in gelişi engellendi. Onun yerine Verheugen Türkiye´ye gelerek ´´Batı´nın Güneydoğu Anadolu projesinin´´ yürüdüğünü gösterdi. Verheugen, Leyla Zana ´yı ve Fener Patriği´ni öperken İs
tanbul Borsası tavana vurdu!
Türkiye-Rusya ilişkilerinin geliştirilmesi, Türkiye´nin Batı ile ilişkilerini normalleştirmesinin tek yoludur. Sadece Türkiye´nin değil, Arap ülkeleri ve İran´ın da geleceği bakımından büyük önem taşımaktadır.
Aksi halde bütün bölge ülkelerinin kaderi Yugoslavya´nın ve Endonezya´nın sürüklendiği sondan farklı olmayacaktır.



Prof.Dr.Erol MANİSALI

Dünya Uzay Haftası'na Türk damgası

108800 Türksat A.Ş'nin açıklamasına göre, ''Dünya Uzay Haftası Türkiye Buluşması 2007'' adıyla yürütülen ve Türkiye'de de 64 merkezde organize edilen etkinliğe ilişkin Birleşmiş Milletler (BM) raporu yayımlandı.

Türkiye ve Türkiye'deki Türksat A.Ş'nin kutlama etkinliklerine 21 sayfası ayrılan 132 sayfalık rapora göre Türkiye, en fazla etkinlik organize eden ikinci ülke oldu. Fiili katılım kategorisinde dünya birincisi olan Türksat'ın etkinlikleri, medyada yer bulma kriterine göre de dünya dördüncüsü oldu. Böylece Türkiye, BM nezdinde Dünya Uzay Haftası resmi sponsorluğunu üstlenen 13 kurumdan biri olmayı başardı.

Açıklamada, ''Dünya Uzay Haftası'' etkinlikleri çerçevesinde 1947 yılında Sputnik ile başlayan uzay serüveninin 2007 yılında ''Uzay'da 50. Yıl'' teması ile kutlandığı hatırlatıldı ve ilk kez ulusal boyutta değerlendirilen ve Türksat tarafından koordine edilen çalışmalarla Türkiye'nin, dünya gündeminde önemli bir yere sahip olduğu vurgulandı.

''Dünya Uzay Haftası 2007 Türkiye Buluşması'' ile ilgili ayrıntılı bilgiye www.uzayhaftasi.org BM'nin etkinliklere ilişkin dünya raporuna http://www.worldspaceweek.org/08-53157_Ebook.pdf  adresinden ulaşılabileceği bildirildi.

En ilginç hayvanın gen haritası çıkarıldı

116817 Araştırmacılar, Nature dergisinde bugün yayımlanan 'platypus'un gen analizinin, aralarında insanların da bulunduğu memelilerin milyonlarca yıl önce nasıl evrim geçirdiğinin açıklanmasına yardımcı olmasını umuyor.

Platypus, kürkü olduğu ve yavrularını emzirdiği için memeli sınıfına giriyor. Kuyruğunu kunduz gibi sallayabilen bu hayvan, kuş gagası ve sürüngen zehrine sahip olma gibi özellikler de taşıyor. Genellikle su altında yaşayan bu hayvanlar, zehirlerini arka ayaklarında taşıyor.

ABD Ulusal İnsan Genome Araştırma Enstitüsünden Francis S. Collins, ilk bakışta bu hayvanın, 'bir evrim kazası' olarak görülebileceğini, ancak bu hayvan ne kadar garip görünse de gen haritasının, memelilerin biyolojik süreçlerinin nasıl evrime uğradığının anlaşılması açısından çok değerli olduğunu bildirdi.

Bilim adamları bu araştırmanın, bu hayvanın çoklu özelliklerinin, farklı sınıflarda hayvanlarınkiyle kesişen karışık genleriyle DNA'sına yansıdığını gösterdiğini de belirtti.

Bilim adamları, tüm memelilerin sürüngenlerden geliştiğine ve platypus haline gelenlerle insan olanların 165 milyon yıl öncesine kadar aynı evrim yolunu paylaştığına inanıyor. Diğer hayvanlardan farklı olarak platypuslar, yılanların ve kertenkelelerin karakteristik özelliklerini korumuş. Bu özellikler arasında bu hayvanların erkeklerinde, çiftleşme anında rakibini kaçırtmak için arka ayaklarındaki acı veren zehri kullanması bulunuyor.

'Glennie' adında dişi platypustan toplanan DNA'nın kullanıldığı bu araştırmaya, ABD, Avustralya, Japonya ve diğer ülkelerden 100'den fazla bilim adamı katkıda bulundu.

Bilim adamları, platypusun genlerini insanın ve diğer memelilerinkiyle karşılaştırarak, memelilerin evrimiyle ilgili bilgilerdeki boşlukları doldurmayı umuyor.Avustralya'ya özgü bir hayvan olan platypusların sayıları bilinmiyor.

Postları için yıllarca avlanan bu hayvanlar, 1900'lü yılların başından bu yana koruma altında bulunuyor.